şiir bize ‘şifa’dır

July 26, 2013 § Leave a comment

foto?raf-3                                      resimleyen: Eser Ege Güray

ASUMAN SUSAM

Şiir Bize ‘Şifa’dır

Şiir ne işe yarar sorusuna afili yanıtlar arar dururuz ya çoğu zaman. Bu gereksiz. Bir şiir gelir bir gün, evet, buydu ve ben bunu unutmuşum, dedirtir. Şiir iyileştiricidir ve iyiliktir; ışıktır, ışığa doğrudur. Ölümün değil, hayatın istikametindedir çünkü şiir. Hafif Zehirler bana bunu hatırlattı. pusu bilici ve taşlık’tan sonra  Anita Sezgener’in üçüncü kitabı. Planktonlar ve ev, rakamlar verev, sulardan iniş, küçük harfler ülkesinde büyük harf ve iskele bölümleriyle tek bir yolculuğun beş küçük durağıyla bize soluk aldırarak kurulmuş bir kitap bu. Baba, anne, abla ve kardeş için… Hem netameli bir kavram olan aile hem bir erginlenme yolculuğu; hem bir olma, fark etme, fark edilme; bilme,bildirme… hem bir bilgenin içine kaçmış küçük kız, hem küçük kızın canına sığmaya çalışan, ağzından taşan bilge senkronik bir yolculuğa çıkartırlar bizi. Hayatın köklerine doğru dikey bir yolculuktur bu anlamaya dair, ama yalın sıcak ve mütevazı söz yatay bir ses ırmağı olarak kurmuştur kendini. Debisi değişen bir nehrin  yaşam enerjisinin gücü, şaşırtıcı bir seyre dönüştürür akışı. Hayatın kaynağına animaya doğru bir yolculuk…dişi bilgenin konuştuğu… doğurgan, yüzü hayata, canlılığa dönük, iyilikçi, iyileştirici… Karanlık burada korkutucu değil, gölgeler de öyle…

Rüya gibi şiir de bu arketipsel karnavalda animaya gidiş, personanın, gölgenin kavranması, ele geçirilmesi ve özgürleşmesi için sağıltıcı bir görev üstleniyor. Modernist analistin insanı özden uzaklaştıran, pozitivist, rasyonalist, analitik aklına karşı doğaya açılan, doğanın ve doğallığın eşlik ettiği gölgeler ormanında yapılan bu yürüyüşte özneyi de okuru da hayatın ve zamanın dingin gölüne çıkartma işini şiir üstleniyor. Bu şiirlerle önce kolektif bilinçdışına gölgelerle yolculuğa ikna ve davet  eder  bizi şair. Sonra ruhsal keşif ve idrak süreci başlar. Şair bir şifacı, bilici, büyücü ya da küçük kız çocuğu görünümleriyle söze eşlik eder. Tıpkı rüya gibi şiir burada oluşun, olma yoluculuğunun aracısına dönüşür.

Kadın, çocukluk, aile, baba, aşk, yalnızlık gibi çok sıradan, hepimizin hayatlarına şöyle ya da böyle dokunmuş kavramlara kendi dilinden hayat vermeye çalışır Sezgener. Bunu  mekanın poetikasının içinden olduğu kadar düşlemenin poetikasının içinden yapmayı da dener.  Özellikle çocukluk, bellek ve arketiplere dair göndermeler, bu poetik kurguyu kitap boyunca besler. Evet, şimdinin içinden şimdiyle bağını, bağlamını koparmayan bir şiirdir bu; ancak esinini, metafizik gücünü geçmişteki şimdinin içinden alır. O nedenle bir erginlenme töreni gibi de alımlanabilir, okuru bir erginlenme ritine davet olarak da okunabilir.

Köklere kadar gidiş ve köklerden kopuş paradoksunu kendisine itici bir güç yapar şiir. Özgürlük, özgürleşme meselesi modern insanın salt görünür, Weberyen kuşatılmışlığına itiraz anlamını taşımaz burada. İnsanın elini kolunu bağlayan, içerden gelen karanlıkla, gölgelerle yaptığı özgürlük mücadelesine de dikkat çeker. Aslında problematiğini asıl buradan kurar. Burada yakalanabilecek özün gürlüğünün dışarıyla, insanın  güçsüzlüğünün gücüyle yaptığı, yapageldiği mücadeleye dair de bir idraki söyler. Bunun görülmesini ister.Kuvvetten Kaçınmak şiiri bunu söyler:İnsanlar doğduklarında zayıf ve yumuşaktırlar. / Öldükleri zaman sağlam ve kuvvetli olurlar./ Bitki ve ağaçlar meydana geldikleri zaman zayıf ve gevrektir./ Kurudukları zaman sert ve kavi olurlar. Böylece, sağlam ve kuvvetli olanlar ölüme doğru gider./ Yumuşak ve zayıf olanlar hayatı takip ederler. …

Musevilikten, Talmud’dan, Cabala’dan  taşınan izler ilginçtir. Bunlar, hem kültürcülükten hem kültürel öğelerin biçimci, eklektik yapılarından uzak durmayı başararak kitapta yer alırlar. Üstelik hem kökleri işaret edip hem de köklerden – muhafazakar ve gelenekçi yanlarını reddederek- kopuşu anlatmanın bir yolu olarak;  hem aşkın hem içkin birer metafor olarak  yer alırlar kitapta.

Bu şiirler feminist kuram bağlamında da kurduğu söylemle üzerinde durulmaya değerdir. Cin Ayşe Fanzin’ini de çıkaran Anita Sezgener feminist hareketin dikkatli takipçilerinden biridir aynı zamanda. Bizde ithal düşünceler ve kuramlar üzerinden boy veren kavramsallaştırmalar, yanlış okumalar ve dolayısıyla gelişen yanlış bilinç hem beklenti hem eleştiri düzleminde yazan kadınlara dair son derece problemlidir. Yazanların kalem oynatmalarında  da böyledir bu. Bu açıdan Hafif Zehirler dil ve cinsiyet ilişkisinin poetiğin alanını örselemeden nasıl başarılı kullanılacağının ve politik olunabileceğinin de sağlıklı bir örneğini vermektedir. Politikasını üretirken ideolojinin tuzaklarından uzak durmayı, kendini korumayı başarmış bir ses doğaldır ki günübirliğin sesinden çok ve uzun yaşayacaktır.

Melek kondu hastalığı, alakarga oburluğu, peri hastalığı, gelincikleme, günuykusu  gibi hastalıklarla ilgili bir sözlükçe de dikkat çekicidir. Hastalıklar çağın, insan aklının ileri icatlarının sonucu  doğan felaketleridir. Hafif Zehirler’de bu bölümler oyunsu bir yapıda ironik bir dille dururlar. Bize hatırlattıklarıysa: Canlı olma özelliğini taşıyorsak hasta olmaktan belki kaçamayız, zehir etkisi olan şeylerden alınan hafif dozlarsa bizi iyileştirebilir.

Hafif Zehirler için bir erginlenme riti olarak da okunabilir saptaması aslında bu şiirlerin organik yapısına dair de ipuçlarını veriri. Bu şiirler bir dışarı atılma, doğurma, doğma ya da olma hallerinin tüm duyuşsal çağrışımlarını taşır. O nedenle de birbirinin devamı, yatay, birbirine kenetlenmiş bir seyir izlerler. Şairin içi, özü, arayışına dair mecrası diğer şiirlerinden kopuk değildir, ama öncekilere de benzememektedir. Bu kendini olduran bir şair için hem bir tehlike hem bir olanak olarak görülebilir. Bunun yanıtı Anita’nın sonraki yapıtlarıyla netleşecek bir şeydir. Şimdi okuru için bir merak noktası, bir soru işareti olarak durmaktadır.

Dille meselesi derin olan, bunu ciddi biçimde dert edinmiş bir şair Sezgener. Mitler, masallar, dini hikayeler, arketipler… ile kurduğu kozmos bizi modern dünyanın hapisanesi olan dile karşı ciddi bir eleştirellik takınmaya davet eder. Bunu apaçık yapmaz. Tıpkı cinsiyet eleştirisinin gizlendiği satır araları gibi… kültür ve doğaya dair kötü aklın eleştirisini yaptığı gibi…  Köklerle ilgili söylediğimizi burada başka bir biçimde yeniden dile getirmek gerekirse Anita için şiir modern aklın kurumsallaştırdığı dilden çok önce gelir. O yüzden şiir kadim zamanlardan bize kalan şifadır. Hafif Zehirler bize şifa’dır.

Kuşlarla beraber yaşadığımızı unutuyoruz/isterlerse bizi kovarlar/ isterlerse evlerin sigortalarını indirebilirler./isterlerse belediye başkanını başbakanı/ cumhurbaşkanının tanımazlar/ isterlerse vatandaşlık kartıyla akıl/ arasında seçim yapabilirler./ onları hafife almayın!

http://kitap.radikal.com.tr/Makale/siir-bize-sifadir-360709

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

What’s this?

You are currently reading şiir bize ‘şifa’dır at anitasezgener.

meta

%d bloggers like this: