January 29, 2014 § Leave a comment

oku oku oku/

Anita Sezgener/ Saf aklın şiirine doğalı girişim

BÜLENT KEÇELİ

‘pusu bilici’ kitabında (Norgunk,2008) Anita Sezgener şiir yazarken akıl eşliğinde sadeleştirmeyi düşünüyor. Kitabın ilk bölümünde yer alan önsezi şiirleri anlamsal tekniğin şair için öneminin daha önde olduğunu gösteriyor. Sanki sezgiyle yazılsa şiirini eksik bırakacakmış gibi. Şiirin klasik kaynaklarından sezgiyi katmadan şiir yazmak istiyor. Bu şiiri saf bilgiyle donatmak maksadıyla yapılmıyor. ‘tahmin’ şiiri böyle açıklanabilir. Ayrıca doğallığı içkin kılarak zihinsel bir doğa sunmak istiyor. ‘zaman-dev çember çizdiğinde// çaresizlik olur adı’ dizeleri kılavuz şiirinin zihinsel olarak çok üst düzey bir felsefik yanını da gösteriyor, diğer söz edilen özelliklere ek olarak. Şair ayrıca şehir hayatının aksine bakıyor. Şair doğayı ilişkilendirerek zaman ve yer mefhumlarını sorgulamamızı sağlıyor. Şehir hayatının aksi doğa olarak kabul ediliyor.

Kitabın narın günü bölümü şiirleri daha içkin bir zihinselliğe yöneliyor. İçkinliğe doğal enstrümanları katarak (kış uykusu, koza, fiyort vb.) içkinliğini kendi doğallığıyla zenginleştiriyor. Zamanın kendinde yarattığını farklı imgelerle bütünleştiriyor. ‘çarpık zaman’ şiirinde ‘çarpık odalarından gelmekteyim uzaklığın’ dizesinde kendi içkinliğine bir takas gibi bakarak bir kıyaslama oluşturuyor. Ses kampına sürülmüşler için şiirinde şair ses imgesiyle doğa ve kent karşılaştırmasında kentin ses, yani gürültü, yani keşmekeşin doğa dinginliğine sessizlikle ulaşacağını belirtiyor. Şair iç sesini-sessizlik- dinlemeyenlerin, bilmeyenlerin mahkumiyetinden söz ediyor. ‘iç gezmesi’ şiirinde artık iç gezmesini kendi içkinliğinde dışa sunarak olayı deklare etmiştir. ‘kırışmaktan//beriki//ötesinden bozulmuş’ diyerek iç dünyanın dışının bozulmuşluğunu açıklıkla söylüyor. ‘narın günü’ şiiri ise kadın erkek karşıtlığını analiz eden bir şiir, ‘adam, sülük;//kadın, hıçkıran içini,’ dizeleriyle beliren imgeler pozitif bir ayrımcılığa taşınmakta. Doğaya bakan bir kadın şair olarak Anita Sezgener, bu bakışıyla, pozitif bir ayrımcılık yapıyor.

Kitabın son bölümü sessiz şiirler, aşkın kıyısından geçen ve yine içkin bir aşkın, doğrusu sesi içine saklayan şiirler. İmgeyi yedeğinde tutarak doğa eşliğinde yazılan şiirler. Bölümün iyi şiirlerinden taşlar şiiri düşünsel olarak sunularak iyi bir teknikle yazılmış diyebiliriz. Kitabın son şiiri ‘tıp’, kitapta öncelenen sessizlik olgusunu belirginleştirici bir duruma getiren bir şiir. Şair sessiz olun diyor, şehir ve gürültü karşısına doğayı koyuyor ve doğayı sessizliğin kaynağı olarak sunuyor. Sessizlik insan doğasının da bir yanı. İçkinlik sessizlikle sağlanabilir. Ve şair daha doğrusu insan kendi içine dönüşüyle saflığa ve aklın tazeliğine ulaşabilir.

Anita Sezgener, pastoral bir şiir yazmıyor. Doğayı felsefik olarak alarak kendi içkinliğiyle birleştiriyor. Bu yapıdan zaman zaman iyi oluşumlar çıkıyor. Çağına yeni ve ilerici bir şeyler katarak şiirini yenileyen bir şair olarak anılmayı hak ediyor.

Ücra 54 / Eylül-Aralık 2013

Where Am I?

You are currently viewing the archives for January, 2014 at anitasezgener.